Adana Life

Çıplak Ayaklı, Yamalı Pantolonlu, Tahta Bavullu Köy Çocukları ve Spor

Doç. Dr. Pervin Bilir


Evimizin en gizemli eşyalardan biriydi kırık dökük, eski püskü “Yeşil tahta bavul”. Babamın, Malatya Akçadağ Köy Enstitüsü’nde okurken yaptığı bu en özel eşyası, bir hazine gibi evde saklanır ve zaman zaman içi açılarak bakılırdı. Küçükken içindekileri merak ederdik ve bu eski bavula pek de anlam veremezdik. Büyüdüğümüzde evimizin en değerli eşyası olan o yeşil bavulun ne anlama geldiğini öğrenmiştik.  Türkiye’nin eğitim tarihinin aydınlık yüzü, o bavulda saklıydı artık. Çıplak ayaklarıyla, yamalı pantolonlarıyla gittikleri okullardan aldıkları eğitim sayesinde ülkenin dört bir yanına ışık saçmaya hazır olan eğitim gönüllüsü köy çocukları;  başlarında kasketleri, ayaklarında pantolonları,  yakalarında rozetleri olan ceketleri ve ellerinde tahta bavulları ile mezun olmuşlardı. Yakalarında ömür boyu gururla taşıdıkları rozetler ve tahta bavulları bize kalan en değerli eşyalar oldular.  Babam ömür boyu rozetini yakasında her daim gururla taşıdı ve tahta bavulunu da bize miras olarak bıraktı. Yoksul köy çocuklarını çağdaş eğitim gönüllüsü haline getiren bu sistemin özellikleri neydi ve neleri okulda yaşayarak, yaparak deneyimlemişlerdi? Çağımızın önemli bir değeri olan demokrasi, günümüzün ezberci eğitim sisteminde programlara ders olarak konulmuştur. Oysa ki,  Enstitülerde demokrasi bir ders değil, programların ve uygulamaların yarattığı yeni bir anlayış ve yaşam biçimiydi. Babamın anlattıkları ile; okulun sandalye ve masalarını kendileri yapan, okulun temizlikleri ile kendileri ilgilenen, yataklarını düzenleyen, öğrenci temsilcilerini doğrudan seçim sitemi ile seçen bir ortamda; atölyelerde ve tarlalarda ders gören, birlikte bir dünya oluşturan köy çocuklarıydı onlar. Köy Enstitülerinde işbaşı saatinden önce, her sabah yarım saat olmak üzere tüm öğrenci ve öğretmenler birlikte davul, akordion ve benzeri çalgılar eşliğinde jimnastik hareketleri yapılır sonra yine hep birlikte halk oyunları oynanırdı. Bu etkinlik günlük okul yaşantısının vazgeçilmez bir boyutuydu. Köy Enstitüleri’nin kuruluşunda rol oynayan İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç sabahları hep birlikte yapılan bu etkinliklerin amacını şu şekilde dile getirmiştir: “Amaç oyun ekibi yetiştirmek değil, öğrencinin bu etkinlikler yoluyla beden kültürü ve kıvraklık kazanması, ulusal ve estetik duyguların sağlıklı gelişmesi, kişiliğin zenginleşmesi ve kültürlenmesiydi. Yetişmekte olan öğrenci, bu çalışmaları yaparken ulaştığı etkinleşmeyi başka yolla kazanamazdı. Eğitim yönünden bu gerçekten önemliydi. Böyle bir coşkunun yarattığı toplumsal duygu ve düşünceler önemliydi” Enstitülerin bulunduğu yere ve olanaklara göre haftalık olarak programda; yürüyüş, dağcılık, binicilik, bisiklet-motosiklet, kayak-kızak, güreş, avcılık gibi spor dallarına yer veriliyordu. Bu spor dallarında yetenekli olan öğrenciler Cumartesi-Pazar günleri özel olarak eğitilerek sporcu olarak yetişmesi sağlanıyordu. Sonraki süreçte spor dallarında bölgeler arasında yarışlara katılıyordu. Babamın güreş ile olan tanışıklığı burada başlamıştı ve sporcu olarak katıldığı yarışları bize defalarca anlatırdı ve fotoğraflarını övünerek gösterirdi. Köy Enstitüleri ortamıyla, programıyla, programa temel olan etkenleriyle, uygulama yöntemiyle, öğrenci, eğitici ve yöneticileri ile ülkemiz eğitim tarihinin aydınlık yüzüydü. Köy Enstitülerinde gerçekten ülkemizin gereksinimi olan nitelikli insanlar yetiştirilmiştir. Tarihe karışmasının üzerinden yarım yüzyıl geçtiği halde eğitim sistemimize baktığımızda gündemdeki yerini koruyor diyebiliriz. 17 Nisan Köy Enstitülerinin kuruluş yıldönümü.  Bu sistem içinde yetişmiş olanları ve bu sisteme emek verenleri Saygı ve Sevgi ile anıyorum…    


23 Mart 2018 Cuma 22:18

http://www.adanalife.biz/yazar/ciplak-ayakli-yamali-pantolonlu--tahta-bavullu--koy-cocuklari-ve-spor-2772.html